BU YILDIZLAR BEDAVA

Bu sezon sonunda Avrupa'nın önde gelen futbolcularının sözleşmeleri sona eriyor. Türk kulüplerinin gözdesi Hamit ve Halil Altıntop kardeşlerin yanı sıra birçok yıldız, ocak ayında serbest kalıyor...

 

Avrupa’nın önde gelen yıldızlarının sözleşmeleri bu sezon sonunda bitiyor. Eğer bu futbolcular kulüpleriyle yeni sözleşme imzalamazlarsa, ocak ayından itibaren istediği takıma gidebilecek. Avrupa’nın önde gelen futbol sitelerinden www.transferrmarkt.de’den alınan bilgiye göre, İspanya başta olmak üzere Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve Hollanda’daki birçok oyuncu, bonservis bedeli olmadan alınabilecek.


categoria Kategori: Futbol | commentoYorum (0) data12/20/2009

BEŞİKTAŞ 2-3 BURSASPOR


Beşitaş'ı İnönü Stadı'nda 15 yıldır yenemeyen Yeşil-Beyazlı takım, gol düellosu şeklinde geçen maçın son dakikalarında rakibini mağlup etti.

Yoğun yağmur altında oynanan karşılaşama oyuncular oldukça zor anlar yaşadı.

Mücadelenin 19. dakikasında sağ kanattan Volkan'ın ortasına kafayı vuran Ozan İpek, Bursaspor'u 1-0 öne geçirdi. İlk yarı bu sonuçla sona ererken, Bursaspor, ikinci yarının hemen başında Sercan'la mutlak bir golden yararlanamadı.

Karşılaşmanın ikinci yarısında daha istekli görünen ev sahibi Beşiktaş, 57. dakikada Nobre'ye beraberlik golünü yakaladı. Bu golden 7 dakika sonra İbrahim Toraman'ın düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Bobo'yla gole çeviren Siyah-Beyazlı ekip, 2-1 öne geçti.

Son dakikalarda oldukça etkili bir futbol sergileyen Bursaspor, 85. dakikada Ergiç'in golüyle skora dengeyi getirdi. Karşılaşmanın 89. dakikasında eski bir Beşiktaşlı Zapatocny, takımını 3-2 öne geçiren golü kaydetti.

Maçın kalan dakikalarında gol olmayınca Bursaspor, Beşiktaş'ı 3-2 mağlup etti.

Bursaspor, bu galibiyetle birlikte maç fazlasıyla liderliğe yükseldi.

BEŞİKTAŞ: 2 - BURSASPOR: 3
Stat: BJK İnönü
Hakemler: Tolga Özkalfa x, Serkan Gençerler xx, Alper Ulusoy xx
Beşiktaş: Rüştü xx (Dk. 43 Korcan x), İbrahim Toraman xx, Sivok xx, Ferrari xx (Dk. 76 Yusuf x), İbrahim Üzülmez xx, Ekrem xx, Fink xx, Ernst x, Tello x, Nihat x (Dk. 46 Nobre xx), Bobo xx
Bursaspor: Ivankov xx, Ali Tandoğan xx, İbrahim xx, Zapotocny xx, Mustaf  x, Volkan xx (Dk. 46 Turgay xx), Hüseyin xx, Bekir Ozan xx (Dk. 77 Veli x), Ergi  xx, Ozan xxx, Sercan x (Dk. 84 Ömer xx)
Goller: Dk. 19 Ozan, Dk. 85 Ergiç, Dk. 89 Zapotocny (Bursaspor), Dk. 56 Nobre, Dk. 63 Bobo (penaltıdan) (Beşiktaş)
Sarı Kartlar: Dk. 5 Ozan, Dk. 28 Hüseyin, Dk. 63 Sercan (Bursaspor), Dk. 23 Ernst, Dk. 90 3 Nobre, Dk. 90 4 İbrahim Üzülmez (Beşiktaş)


MAÇTAN NOTLAR...
Beşiktaş ile Bursaspor arasında yapılan Turkkcell Süper Lig 17. hafta maçına, siyah-beyazlı taraftarlar fazla ilgi göstermedi. İstanbul’u etkisi altına alan yağışlı hava nedeniyle tribünlerde büyük boşluklar göze çarptı. Sağanak yağmur, kapalı ve numaralı tribünlerin ön sıralarını da ıslatırken, bu bölümdeki taraftarlar yağmur nedeniyle üst kısımlara çıktı. Karşılaşmayı 10 bine yakın sporsever izlerken, yağmur nedeniyle sahanın zemini oldukça ağırlaştı ve kimi bölgelerde su birikintilerinin oluştuğu gözlendi.

Bursaspor taraftarı yok
İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu’nun kararıyla Beşiktaş-Bursaspor karşılaşmasına, konuk ekip Bursaspor’un taraftarları alınmadı. Konuk ekip taraftarları için ayrılan eski açık tribündeki bölüm, bu nedenle boş bırakıldı. Böylece 3 sezondur İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu kararlarıyla iki takımın taraftarlarının deplasmana gitmemesi geleneği sürmüş oldu.

Beşiktaş'ta tek değişiklik
Beşiktaş, Bursaspor karşısına, geçen haftaki Manisaspor maçının kadrosuna göre 1 değişiklik yaparak çıktı. Siyah-beyazlılarda, Manisa’da savunmanın solunda görev yapan İsmail bu kez yedek soyunurken, İbrahim Üzülmez sahaya ilk 11’de çıktı. Forvette yine Bobo görev alırken, bu sezon henüz golü bulunmayan Nobr yedek kulübesinde oturdu.

Tabata yine yedek
Teknik direktör Mustafa Denizli, sezon başında Gaziantepspor’dan transfer edilen Tabata’ya da Bursaspor karşısında ilk 11’de şans vermedi. Tabata böylece, Diyarbakırspor ve Manisaspor karşılaşmalarının ardından Bursaspor maçına da yedek çıktı. Yedek kulübesinde Tabata, İsmail ve Nobre’nin yanısıra Korcan, Serdar, Uğur ve Yusuf yer aldı. Siyah-beyazlılarda, sakatlıkları bulunan Hakan, Batuhan ve Holosko ile Rıdvan, Erhan, Necip, Erkan ve İbrahim Kaş 18 kişilik maç kadrosuna alınmadı.

Nihat'a destek
Siyah-beyazlı taraftarlar, son haftalarda eleştirilere maruz kalan futbolcuları Nihat Kahveci’ye destek verdi. Takımın sahaya çıkmasıyla birlikte Nihat’ı tribünlere çağıran taraftarlar, sevgi gösterilerinde bulunup, "Nihat gol gol" diye tempo tuttu.

Zapotocny unutulmadı
Beşiktaşlı taraftarlar, Bursaspor’da kiralık oynayan futbolcuları Tomas Zapotocny’i de unutmadı. Çek futbolcuyu tribünlere çağıran taraftarlar, sevgi gösterilerinde bulunurken, Zapotocny de tribünlere giderek taraftarları selamladı.

Bursaspor’da, kaptan Ömer Erdoğan, teknik direktör Ertuğrul Sağlam tarafından yedek soyunduruldu. Ömer’in yerine kaptanlık pazubandını Bekir Ozan taktı.

Bu arada, kapalı tribündeki Beşiktaş taraftarları, "Ruhda iman bedende Beşiktaş, Hicri yılbaşımız mübarek olsun" yazılı pankart açtı.

Öte yandan, Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, son haftalarda olduğu gibi bu maçta da BJK İnönü Stadı’na gelmedi.

categoria Kategori: Futbol | commentoYorum (yok) data12/20/2009

GALATASARAY-GENÇLERBİRLİĞİ

İSTANBUL (A.A) - Turkcell Süper Lig'deki karşılaşmada Galatasaray, Gençlerbirliği'ni 1-0 yenerek, maç fazlasıyla lider oldu.

10. dakikada şık çalımlarla sağdan ceza sahasına giren Keita'nın pasında kale önünde bulunan Arda'dan önce topa müdahale eden savunma, önemli bir tehlikeyi önledi.

12. dakikada Arda'nın topuk pasıyla defansın arkasına sarkan Kewell, ceza sahasına girerken yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı auta attı.

15. dakikada Keita'nın pasında Arda, şık bir hareketle topu defansın arkasına indirirken, kaleci ile karşı karşıya kalan Kewell'ın aşırtma vuruşunda meşin yuvarlak bu kez üstten az farkla auta gitti.

26. dakikada soldan Caner'in ortasında ceza sahasında ön direkte Arda'nın vuruşunda top ağlarla buluştu. Ancak pozisyonda el olduğu gerekçesiyle hakem Kuddusi Müftüoğlu golü geçerli saymadı.

41. dakikada Arda'nın pasında sağdan ceza sahasına giren Keita'nın sert vuruşunda, meşin yuvarlak kaleci Serdar'dan döndü.

42. dakikada Elano'nun ortasında ön direkte Kewell'ın şutunda top yandan az farkla auta çıktı ve Galatasaray önemli bir pozisyondan yararlanamadı.

Karşılaşmanın ilk yarısı 0-0 berabere tamamlandı.

-İKİNCİ YARI-

56. dakikada sağdan yapılan ortada Galatasaray defansı, ofsayt olduğu düşüncesiyle duraklarken, arka direkte kaleci ile karşı karşıya kalan Kahe müsait durumda kötü bir vuruş yaparak, topu auta attı.

57. dakikada sağdan Cem'in ortasında yine Galatasaray defansının hatalı çıkışı sonrası Kahe, müsait durumda yaptığı kafa vuruşunda meşin yuvarlağı yine yandan auta gönderdi.

60. dakikada ceza sahası dışında Mendonça'nın sert şutunda yerden de seken topu kaleci Franco son anda kornere çeldi.

61. dakikada soldan Bilal'in kullandığı kornerde, arka direkte boş durumda bulunan Orhan'ın kafa vuruşu sonrası top yan direğe çarptıktan sonra oyuna döndü.

64. dakikada Arda'nın soldan ortaladığı topa, kale önünde müsait durumda bulunan Mustafa dokunamayınca, meşin yuvarlak kaleci Serdar'da kaldı.

77. dakikada Galatasaray 1-0 öne geçti. Elano'un ara pasıyla sağ çaprazdan ceza sahasına giren Keita, topu kale önüne doldururken, arka direkte müsait durumdaki Kewell, meşin yuvarlağı ağlarla buluşturarak, takımını 1-0 öne geçirdi.

Kalan sürede sonuç değişmedi ve Galatasaray karşılaşmadan 1-0 galip ayrılarak, maç fazlasıyla liderlik koltuğunu oturdu.

-MAÇIN ARDINDAN-

Turkcell Süper Lig'de Gençlerbirliği'ni 1-0 yenmeyi başaran Galatasaray, ilk yarıyı 36 puanla tamamlarken, maç fazlasıyla da liderliğe yükseldi.

Özellikle maçın ilk yarısında oldukça etkili bir oyun sergileyen ancak gol üretemeyen Galatasaray takımı, çok fazla gol pozisyonu verdiği ikinci yarıda Kewell'ın ayağından bulduğu golle galip gelmeyi başardı. 

Sarı-kırmızılıların ilk yarı sonunda puan durumundaki yeri yarın oynanacak Trabzonspor-Fenerbahçe maçının ardından netlik kazanacak. 

Ali Sami Yen Stadı'ndaki son iki lig maçında Manisaspor ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile 1-1 berabere kalan sarı-kırmızılı ekip, 3. maçını kazanarak taraftarlarına galibiyet sevinci yaşattı.

-KEWELL'DAN HAYAT ÖPÜCÜĞÜ-

Gençlerbirliği karşısında Galatasaray'ın galibiyet golünü atan Harry Kewell, takımına adeta hayat öpücüğü verdi.

Özellikle ilk yarıda 3 önemli gol fırsatını kullanamayan Kewell, Gençlerbirliği ataklarının arttığı ve sarı-kırmızılı takımın da stres altına girmeye başladığı bir anda 77. dakikada golü bularak, sarı-kırmızılıları yeniden hayata döndürdü.

Avustralyalı oyuncu, Gençlerbirliği filelerini havalandırarak kendisinin ligdeki 9. golüne de imza attı.

-OFSAYT TAKTİĞİ TUTMADI-

Galatasaray'da eleştirilerin hedefi olan savunmada, Gençlerbirliği karşısında da önemli hatalar yapıldı.

Mücadelenin ikinci yarısında, ofsayt taktiği uygulayan sarı-kırmızılı takımda, iki kez yapılan hatalı çıkış nedeniyle Gençlerbirliği iki önemli gol fırsatı yakaladı.

İlk pozisyonda Hakan'ın geç çıkması nedeniyle arka direkte kaleciyle karşı karşıya kalan Kahe, çok kötü bir vuruş yaparak gol fırsatını değerlendiremezken, hemen ardından gelen pozisyonda bu kez Caner'in çıkmakta gecikmesi sonrası yine pozisyona giren Kahe, bu kez kafayla meşin yuvarlağı auta atıp, takımı adına gol üretmeyi başaramadı.

-KEITA CEZALI-

Gençlerbirliği maçının 68. dakikasında hakem Kuddusi Müftüoğlu'ndan itirazı nedeniyle sarı kart gören Keita, cezalı duruma düştü.

Ligde daha önce Denizlispor, Kasımpaşa ve Trabzonspor maçlarında sarı kart gören Keita, ikinci yarının ilk maçı olan Gaziantepspor karşılaşmasında forma giyemeyecek.

-İLK YARININ BİTİŞİNE İTİRAZ-

Karşılaşmanın ilk yarısını bitiren hakem Kuddusi Müftüoğlu, Galatasaraylı oyuncuların itirazlarıyla karşılaştı.

Skorbortta süre olarak 44.57 dakika görülürken ilk yarı bitirilirken, Kuddusi Müftüoğlu itiraz eden oyunculara kendi saatini gösterdi.

-ÜÇÜNCÜSÜNDE GOL SAYILDI-

Galatasaray takımı, Gençlerbirliği filelerini ilk yarıda iki kez havalandırmasına karşın elle oynama ve ofsayt gerekçeleriyle goller sayılmazken, ikinci yarıda üçüncü kez topun ağlarla buluşması, sarı-kırmızılılara galibiyeti getirdi. 

Maçın 26. dakikasında Arda'nın vuruşunda top ağlara giderken, bu oyuncunun vuruşunda meşin yuvarlağın eline de çarptığı gerekçesiyle hakem Kuddusi Müftüoğlu golü geçersiz saydı.

Ardından 37. dakikada Kewell'ın vuruşuyla topun ağlara gittiği pozisyonda bir kez daha gol sevinci yaşayan sarı-kırmızılılar, bu kez de kalkan ofsayt bayrağıyla erken sevinmenin azizliğine uğradı.

-8. MAÇINI DA KAZANDI-

Gençlerbirliği karşısında ligdeki son 7 maçın galibi olarak sahaya çıkan Galatasaray, bu geleneğini devam ettirdi.

Rakibine karşı son yenilgisini 2005-06 sezonunun ilk yarısında 2-1'lik skorla deplasmanda alan Galatasaray, ardından sahaya çıktığı 8. maçı da kazanmayı bildi.


categoria Kategori: Futbol | commentoYorum (yok) data12/20/2009

Su aygırı

Su aygırı


Su aygırı (Hippopotamus amphibius), Nil aygırı olarak da bilinir, su aygırıgiller (Hippopotamidae) familyasından çok büyük memeli bir otobur hayvan. Bu familyanın diğer türü ormanda yaşayan cüce su aygırı (Hexapotodon liberiensis) dır.

Bilimsel ismi olan Hippopotamus, yunanca ἱπποπόταμος -Nehiratı (ἵππος = hippos - At ve ποταμός = potamos - nehir) kelimesinin latince şeklidir. İsmine rağmen su aygırı, atlardan çok balinalara ve yunuslara daha yakın akrabadır [1]. Nil aygırı adı, ilk su aygırlarının bugün alt kısımlarında artık türü kurutulmuş olan Nil kıyılarında keşfedilmiş olmasına dayanmaktadır.

bu hayvanın özellikleri

Yetişkin bir su aygırının omuz yüksekliği 1.50 m, vücudu 4.50 m uzunluğundadır ki bundan, gövdeye basık kuyruk 50 cm pay alır. Su aygırı 2700 ile 4500 kg ağırlığındadır. Böylelikle gergedanlarla birlikte fillerden sonraki en büyük ikinci kara hayvanı konusunda rekabet halindedir. Bir su aygırı belli durumlarda saatte azami 48 km/sa. hıza ulaşabilir.

Su aygırının kafası çok büyük, geniş, basık, ve 450 kg'a kadar ulaşan ağırlıktadır. Kulaklar, gözler ve burun delikleri kafa profilinde oldukça yükselmiştir. Böylelikle hayvan su yüzeyinin alltında yüzer ya da dinlenirken, sadece bu organlar sudan yükselirler.

Su aygırlarının 44 dişi vardır. Her iki yanda da 3 kesici diş, bir köpek dişi, dört öğütücü azı ve üç azı dişi bulunur. Alt çenedeki kesici dişler hemen hemen domuzlardaki gibi yatay dururlar ve devasa bir tehdit oluştururlar. Yukarıdaki köpek dişlerine karşı işleyip, karşılıklı birbirlerini keskinleştirerek tehlikeli bir silah olurlar. İşte bu dişleri, yüksek hızı ve iri cüssesi sayesinde su aygırı Afrika'nın beş büyüklerinden beşincisidir.

Kısa bacakları üzerindeki fıçı şeklindeki gövdesi hemen hemen çıplaktır. Gri-siyah deri rengi, deri çizgilerinde ve göz, kulak bölgesi çevresinde pembeleşir.

DAĞILIM

Tarihi zamanlara kadar su aygırı, Afrika'da Sahara'nın güney kesimlerinin yanında, Nil bölgesinde ve 3500 yıl önce ortadan kalktığı Mezopotamya ve Kuzeybatı Afrika'da da yaşamıştır. Ürdün Vadisi'nde daha 2000 yıl öncesine kadar bulunurdu. Bugün sadece, Afrika'da Sahara'nın güneyinde Aşağı Nil ve Kap bölgesi gibi geniş alanlarda yaşar ve Batı Afrika'nın geniş alanlarında kökü kurumuştur. Yavaş akan, kıyı şeridi ve kumsalı olan her büyüklükte akarsularda, ısısı 18 ve 35 °C aralığında sularda bulunur. Otlamak için, akarsuyun yakın çevresinde otluk bölgelere ihtiyaç duyar.

Aşağıdaki koruma alanlarında su aygırları gözlemlenebilirler: Ndumo, Krügerpark, Moremi Game Reserve, Chobe, Mana Pools, Kafue, Südluangwa, Upemba, Tsavo, Arusha, Manyarasee, Ngorongoro, Salonga, Ruwenzori, Virunga, Murchinson Şelaleleri, Kraliçe Elizabeth, Meru ve Massai Mara, Malavi Gölü, Malombe Gölü, Shire Nehri, Zambezi.

YAŞAM TARZI

 

Su aygırları 20'ye kadar hayvandan oluşan sürüler halinde yaşarlar. Grupların su ve karada sabit olarak sınırlandırılmış egemenlik alanları vardır. Alanın işaretlenmesi, erkek tarafından dışkısını dairesel kuyruk hareketi ile fırlatamasıyla olur. Yaşlı erkekler bazen tek başlarına olsalar da alışılmış olan, gruba liderlik yapmasıdır. Gruplar, dişiler ve yavrular bazen de genç erkeklerden oluşur.

Erkekler birbirlerine karşı kontrol alanlarını sert şekilde savunurlar. Birbirleriyle rekabet eden erkekler, hatta ölümle de bitebilen ağır kavgalar yaparlar.

Su aygırları, suda bir hayata çok iyi uyum sağlamışlardır. Karada terleme suretiyle çok su kaybederken çok hızlı güneş yanığı olurlar. Suyun ve güneşin etkilerinden, uyarıldıklarında kuvvetli bir şekilde salgılanan pembe rengi sümüksü bir salgı ile korunurlar. Suyun altına sıkça burun deliklerinin üstüne kadar dalarlar. Bu delikler kapandığından, su aygırı rahatça 10 dakika su altında kalabilir. Su aygırları hayatlarını su içinde geçirselerde esasında kötü yüzücüdürler. Çoğunlukla akarsuyun zemininde yürür ya da kendilerini suya taşıtırlar.

Genelde geceleri karaya çıkarlar ve düzlüklerdeki otları yerler. Günlük bitki ihtiyacı 50 Kg tutar. Yavaş akan nehirlerin yakınında bulunan, yeşil düz çimleri hatırlatan alanlar, su aygırlarının otlak alanlarıdır. Bu otlaklara ulaşmak için yine de günlük beş ile on kilometrelik mesafeyi geride bırakırlar. Bu esnada gruplar düzgün patikalar oluşturur.

Aslan ve timsahlar genç su aygırlarına saldırsalar da, gençler yetişkinler tarafından korunduklarından ender olarak başarıya ulaşırlar.

 

ÜREME

Su aygırları kuraklık zamanının başlangıcında çiftleşir ve sekiz aylık bir gebeliğin ardından yağmur zamanı tek bir yavru doğururlar. Doğum da döllenme gibi su içinde gerçekleşir. Döllenme sırasında dişi nerdeyse tamamen suya bastırılır ve sadece hava almak için yüzeye çıkar. Yeni doğan aygır 30 ile 50 kg arasında olup, doğumdan hemen sonra yürüyebilir ve kendini zeminden su yüzeyine itebilir. Anneler su içinde yavrularını emzirdikleri ve yavrunun gece otlamaya giden annesini takip edebilmesi için bunu yapabilmeleri gerekliliktir. Yavrusuna şekil vermek, kendisine bağlamak için anne yavrusunu, ilk günlerde özellikle güçlü bir şekilde savunur ve hiçbir su aygırını yaklaştırmaz. Sonradan ikisi de gruba katılır. İlk haftalarda yavru sadece anne sütü ile beslenir, yavaş yavaş buna bitkisel besinler eklenir. Yaklaşık bir yılın sonunda genç, sırf bitkisel gıda ile beslenir. Genç bir hayvan yedi yıla kadar bir süre annesinin çevresinde kalır. Yaklaşık 6 yıl sonra genç dişi su aygırı cinsel erginliğe ulaşır. Dişiler her iki yılda bir ürerler. Erkekler 6 ile 8 yıl arasında ergenliğe ulaşsalar da kendilerine ait bir alanları olmaz. Bu yüzden 20 yaşında veya daha geç çiftleşirler.

Vahşi hayattaki su aygırları 30 ile 40 yıl yaşarlar. Alışılmışın dışında uzun yaşayarak 53 yaşına ulaşmış su aygırı Bulette 1952–2005 yılları arasında, Berlin Hayvanat Bahçesi'nde yaşamıştır.

 

 

 İnsanlar ve suaygırları

 

Su aygırları, lezzetli etleri, fildişine benzer dişleri ya da sadece zevkine insanlar tarafından her zaman avlanmışlardır.

Su aygırı yaygın görüşün aksine barışçıl bir hayvan değildir. Afrika'da timsah ya da aslan gibi pek çok büyük hayvandan daha fazla ölüm vakasına sebep olur. Saldırı sırasında başını kafasını bir şahmerdan gibi kullanırken, 50 cm bulan köpek dişleri aynı şekilde tehlikeli silahlarıdır. Bunlar yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ikiye ayırabilirler. Su aygırı kayıklara saldırmaktan da çekinmezken, küçük olanlarını ters-yüz edebilecek durumdadır.

categoria Kategori: deniz-hayvanlari | commentoYorum (yok) data12/20/2009

Kedi

KEDİ


 

Kedi (Felis sylvestris catus), kedigiller (Felidae) familyasından avcı, memeli, evcil, etçil bir hayvandır. İnsanlar, kedilerin arkadaşlığına ve onların haşarat, yılan ve akrep avlayabilme kabiliyetine önem vermektedir. Kediler en az 9.500 yıldır insanlarla birlikte yaşamaktadır.

2,5 ile 12 kilo arasında ağırlığa ve dişilerde 50 cm. Erkeklerde 70 cm ye varan ebatlardadır. Çok çeşitli renklere sahip olabilmekle beraber genetik olarak çok farklı ve orijinal renklere de sahip olanları mevcuttur. Kedigiller familyasının genel karakteristik özelliklerini taşımaktadırlar. Ortalama kedi ömrü 14 yıldır. Ancak kediler iyi bir beslenme ile 20 yıla kadar yaşayabilirler.

 

KEDİNİN TARİHÇESİ

Kökeni Mısır uygarlığına ve Kuzey Afrika coğrafyasına dayanır. Yaygın rivayete göre evcilleşme süreci tarım toplumunun gelişimi ile birlikte hızlanmıştır. Bugün genetik anlamda geçmişi eski çağlara dayanan evcil kedi cinsi 2 taneyle sınırlı. Bunlar Mısır Mau'su ve Habeş cinsi kedilerdir. Doğurarak çoğalırlar.

 

 

 

categoria Kategori: kara-hayvanlari | commentoYorum (yok) data12/20/2009

KÖPEK

HAYAT

Gündüz ve gece etkindir. Koku alma ve işitme duyuları keskindir. Görme

 

mekanizması, sarı ve mavi renkleri daha iyi algılayabilen yapıdadır. Zeki olduğundan kolayca terbiye edilebilir. Sahibine bağlılığı ile ün yapmıştır. Parmakları üstünde koşar ve iyi yüzer.

Erkek köpekler arka bacaklarından birini kaldırarak idrar bırakırlar. Ağaç kökü, kaya gibi yerlere kokulu olan çişlerini yaparak, bölgelerinin sınırlarını çizerler. Daha sonra, arka ayaklarıyla boğa gibi tepinerek, idrar ve dışkı bıraktığı yere patilerindeki bezde bulunan hormonları bırakır. Bu hormonlar köpeğin cinsiyeti, yaşı, statüsü ve üreme durumu gibi konularda, diğer köpekleri bilgilendirmek içindir. Her köpek komşu köpeklerin kokulu işaretlerini tanır ve bölgelerine girmekten çekinir. Köpeklerin koku hafızası son derece gelişmiştir ve yeni bir kokuyu aldıktan hemen sonra, burnunu yalayarak bu kokuyu hafızasına alır. Beş ayda bir eşleşirler. 63 günlük bir gebelik devresinden sonra, dişi, gözleri kapalı ve 6-8 yavru doğurur. İki hafta sonunda gözleri açılarak işitmeye başlarlar. Altı hafta süt emerler. Eğitim görecek köpeklerin 6 haftalıkken eğitilmeye başlanması önerilir. On aylık olunca erginleşir, 15-20 yıl kadar yaşarlar. Çikolata köpeklerde körlüğe neden olabilmektedir.

KÖPEK

Köpek (Canis lupus familiaris), köpekgiller (Canidae) familyasından görünüş ve büyüklükleri farklı, 300'den fazla evcil çeşidi olan etçil hayvan.

 

İNSANLARLA ETKİLEŞİM



Evcil köpekler kurt atalarından miras kalan kompleks bir sosyal hiyerarşiye sahiptirler. Köpekler, her bir köpeğin hiyerarşideki yerini belirleyen karmaşık hareketler gösterirler ve akıllarından geçenleri anlatmak için değişik duruşlar sergilerler. Bu gelişmiş sosyal iletişim, köpeklerin eğitilebilir, oyuncu olmasını ve evlerde rahat yaşabilmesini sağlamıştır. Bu sayede tehlikeli avcı hayvanlar olmalarına karşın insanlarla eşsiz bir bağ kurmuşlardır.

Her ne kadar uzmanlar köpeğin evcilleştirilmesinin detayları üzerinde uzlaşamasalar da, insanın köpek alttürleri oluşumunda önemli bir rol oynadığı kabul edilir. Evcilleştirilmelerinden hemen sonra köpekler insan topluluklarında sıkça rastlanan hayvanlar haline gelmişlerdir, ve tüm dünyaya yayılmışlardır. Sibirya'dan göçenler Bering Boğazı'nı geçerken köpeklerden yararlanmıştır. Uzmanlar 12,000 yıl önce göçmenlerin Kuzey Amerika'ya varabilmesinde köpeklerin önemli rol oynadıklarını söylemektedirler. Köpekler Kuzey Amerika'daki Athabascan halkının hayatında önemli bir yere sahipti ve o halkın tek evcil hayvanıydı. Köpekler ayrıca Apaçi ve Navaho kabilelerinin göçünde yükün büyük bir bölümünü taşımışlardır. Bu kabilelerde köpeklerin yük taşımak için kullanımı, atın Kuzey Amerika'ya girmesinden sonra bile devam etmiştir.

 

ÜREME

Erkek köpeklerin eşleşme güdüsü, kızana gelmiş herhangi bir dişi kokusu aldığında devreye girerken, dişiler 180 günde bir eşleşme dönemine girerler ve sadece bu dönemin uygun günlerinde çiftleşebilirler. Regl dönemi, 180 günde bir, 21 gün süren bir siklustur. Kanamanın 8. ve 13. günleri arası, eşleşme için uygundur. 63 günlük bir gebelik devresinden sonra, dişi, burnu tamamen açık, gözleri kapalı ve sağır 2-8 yavru doğurur. Yavru sayısı, eşleşme sıklığı, eşleşme zamanı, dişiyi dölleyen erkeklerin sayısı ya da erkeğin döl kalitesi gibi etkenlere bağlıdır. Yavru doğduğunda, sadece burnu açıktır, 14. günde gözler, 21. günde kulaklar açılır. Anne köpek, doğumda, son yavrunun gelmesiyle beraber, yavru toplama motor şablonunun etkisiyle, 14 gün boyunca yavrularına muazzam bir ilgi gösterir. 14. günde yavruların gözleri açıldığında, annedeki oksitosin hormonu tamamen normal seviyeye gelmiş ve anne yavruları ile ilgisini hemen hemen keser. Yavrular için cözüm üretme, kaybolduklarında arama, yardım için çağırdıklarında yanlarına gitme gibi eylemleri keser. Yavrular altı hafta süt emerler.

Köpeklerin ter bezleri pati yastıklarındadır. Yeterince ter atamadıkları için, ağız ve salya yoluyla sıvı atarlar. Özellikle sıcak zamanlarda dillerini ağızlarından sarkıtarak harâretlerini dışarı atarak serinlerler.

categoria Kategori: kara-hayvanlari | commentoYorum (yok) data12/20/2009

MAYMUN

Ekvator'un 40° kuzey ve 40° güney enlemleri arasında raslanırlar. Avrupa'da yalnız Cebelitarık kıyılarında bulunurlar. Bunların da Afrika'dan geldikleri sanılmaktadır. İki grupta incelenirler: Asya ve Afrika'daki Eski Dünya maymunları ve Orta ve Güney Amerika'daki Yeni Dünya maymunları.

Yeni Dünya maymunlarına, Güney Amerika'nın sulak ormanlarında bol rastlanır. Kuyruklarını, sarılma, kavrama, sallanma, tırmanma ve yiyecek toplamada üçüncü bir el gibi kullanırlar. Düşen yavrularını kurtarmada ve bir ağaçtan diğerine geçmede kuyruklarından maharetle istifade ederler. Bunun için bir ağacı elleriyle kavrarken diğerini de ayakları ve kuyruğuyla kavrayarak bir köprü kurarlar. Yavrular da buradan koşarak geçerler. Bazı türlerin kuyruk uzunluğu boylarından fazladır. İki beyin yarı küresinden biri kuyruğu ötekisi de diğer vücut olaylarını yönetir.

Berberi maymunu
 
------------------------------------

Eski Dünya maymunları hafif ve ufak bedenlidir. Beyinleri daha büyük ve karmaşık olduğundan Yeni Dünya maymunlarından üstündür. Çok az kuyrukları vardır. Kuyruklarının sarılma ve kavrama özellikleri yoktur. Fakat kuyrukları dengelerini sağlamada, duruş vaziyetlerinde ve hatta haberleşmede rol oynar. Maymunun kuyruğunu tutuş vaziyeti, onun sosyal ve hissi durumunu belirtir. Maymunların ayak, taban ve yüzlerinin dışında vücutları tüylüdür. Kaba etleri kılsız olanlar da vardır. Kılsız yerleri kırmızımsı veya mavi renktedir. Büyüklükleri çok değişiktir. Boyları 12-13 cm olan makilerle sahibinin cebine veya bir bardağa rahatça sığabilen minik marmosetten 300 kg ağırlığı olan gorile kadar farklı birçok türü vardır.

Koku alma duyuları çok zayıf olmasına rağmen, görme ve işitmeleri güçlüdür. Çoğunlukla gündüz faaldirler. Hepsi otçul memelidir. Ağaç filizleri, yaprak, çiçek, tohum ve meyveler başlıca yiyecekleridir. Bunun yanında böcek, yumurta ve leş yiyenleri de vardır. Çoğu gruplar halinde tecrübeli bir erkeğin başkanlığında yaşar. Birkaç dişi ve yavrulardan meydana gelen tek erkekli gruplar da vardır. Hamilelik devreleri türlerde farklıdır.

Doğu Brezilya'da yaşayan kuyruğu beyaz halkalı kuisiti (veya ipek maymuncuk)nin gebelik süresi 3,5 aydır. Dişiler yavrularını göğüslerinde veya sırtlarında taşır. Aşırı derecede sevgi gösterirler. Tehlike karşısında erkek sürüyü kahramanca savunur. Maymunların vücutları tırmanmaya, sıçramaya, el ve ayakları da kavramaya uygundur. El ve ayaklar beş parmaklıdır. Baş parmak diğer parmakların karşısına geldiğinden, cisimleri mengene gibi rahatça kavrarlar. Kanca tırnaklı birkaç türün dışında çoğunun el parmakları yassı tırnaklıdır. Colobes ve Atales gibi cinslerde baş parmak bulunmaz. Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar. Ellerini kullanmakta çok mahirdirler. Bir kısmı küçük yiyeceklerin tohumlarını çıkarmak için baş ve işaret parmaklarını rahatça kullanırlar.

Evcil bir maymun
 
----------------------------

Maymunlar oldukça meraklı hayvanlardır. Yüksekte bulunan bir yiyeceğe ulaşmak için birkaç eşyayı üst üste koymayı akıl edebilirler.

Maymun, küçük ila orta cüsseli, genellikle uzun kuyruklu, çoğunluğu ağaçta ve tropik ormanlarda yaşayan primatlardır.


categoria Kategori: kara-hayvanlari | commentoYorum (yok) data12/20/2009

BÜYÜK BEYAZ KÖPEK BALIĞI

Büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias), Lamnidae familyasından bir köpek balığı türü.

Türkçe'de gerçek adı Harharyastır. -Bkz. Balık ve Balıkçılık, Karekin Deveciyan- Boyu 6 (nadiren 7) metreye ağırlığı 1.7 tona kadar ulaşabilen bu köpekbalığı, bütün dünyadaki ılıman sularda, dolayısı ile Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Marmara -bkz. Deniz Magazin Dergisi sayı: 70, Bizim Beyazlar Makalesi, Hakan Kabasakal- kıyılarında bulunur. Bazı kaynaklarda, Karadeniz'de de bulunduğu belirtilir. Türkiye'de gerçek adı olan Harharyas, Rum kökenli balıkçılardan kalan bir kelimedir, balığın latince adından türetilmiş gibi durmaktadır. İstanbullu yaşlı balıkçılar, 1980'li yılların ortalarına kadar Adalar ve İstanbul Boğazı çevresinde bu köpekbalığını sıklıkla yakaladıklarını belirtmektedirler.
Ayrıca Atlantik okyanusu'ndakilerin üreme bölgesi Ege'dir.

Harharyas ya da diğer adı ile Büyük Beyaz Köpekbalığının Akdeniz havzasındaki temel besinleri, Orkinos balıklarıdır. Ancak Orkinos balıklarının neslinin azalması sonucu Yunuslar ile beslenmeye ağırlık verdikleri tahmin edilmektedir.

Türkiye karasularında en son kaydedilen iki birey, 5 temmuz 2008 tarihinde Edremit Körfezi'nde yakalanmıştır. İhtiyoloji Araştırmaları Topluluğu tarafından incelenen her iki bireyin de yavru olması ve bir tanesinin yeni doğmuş olması, yavruların Kuzey Ege sularında doğduğuna dair ipucu vermiştir.Çoğu film'de katil köpek balığı diye anılır.Ayrıca çok güçlü kuyrukları vardır.

categoria Kategori: deniz-hayvanlari | commentoYorum (yok) data12/20/2009

ATATÜRK'ÜN HAYATI



ATATÜRK'ün HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.

  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)

  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)

  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)

  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda

barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

1. Siyasal Devrimler:
· Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
· Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
· Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler
· Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
· Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
· Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
· Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
· Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
· Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :
· Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
· Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
· Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
· Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
· Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
· Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
· Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:
· Aşârın kaldırılması
· Çiftçinin özendirilmesi
· Örnek çiftliklerin kurulması
· Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
· I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.
 
ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ
 
Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.
 
Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı.
 
29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.
 
Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.
 
Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu.
Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit'e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.
 
Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.
 

categoria Kategori: ataturk | commentoYorum (yok) data12/16/2009

FEYZULLAH-TURGAY CİNER İ.Ö.O TARİHÇESİ

Okulumuz, Maltepe’de açılan ikinci okul olup, değişik adlarda günümüze kadar gelmiştir.

İlk Maltepe İslam Halkının Mektebi olarak Feyzullah Camii avlusunda iki odalı olarak hizmete açılmış, Meşrutiyet yıllarında daha büyük bir okul için mahalle sakinleri Uhuvveti Osmaniye derneğini kurar ve aralarında para toplarlar. Ancak Cezbidil Kalfa’nın ölümü üzerine evi dernek tarafından takviye edilerek kız ve erkek kısımları ayrı olmak üzere 1 Nisan 1911 'de Şayaste Kadınefendi Mektebi olarak eğitime başlamıştır.
Okul öğretmenlerinin, hademenin maaşı ve diğer okul masrafları öğrencilerden alınan ücretler ve yardım severlerin bağışlarıyla karşılanmıştır. Daha sonra okulun mevcut ihtiyacı karşılamaması üzerine 1919'da Teyyare Hangarlarının yerine İkinci İlkokul inşaatı Maltepe Belediye Reisi Selahaddin Bey öncülüğünde halk tarafından başlatılmış ,Süreyya Paşa , Sarasker Rıza Paşa ve Halil Beylerin desteğiyle 1921 'de tüm birimleriyle Bağdadı İnşaat tarzında yapılan 5 derslik okul Maltepe 2. Mektebi adıyla 7 Ocak 1921 Cuma günü resmi törenle açılmıştır.

İlk müdürü Hadi Hanım olan Okulumuzun adı 1948-1949 Öğretim Yılında Maltepe’yi imar eden Kazasker Feyzullah Efendinin anısına Feyzullah İlkokulu olarak değiştirilmiştir .

Demir karkas şeklinde yapılan bina ( A blok) 1956 yılında güçlendirilmiş. 1967’de (B’ Blok) yıktırılarak yerine üç katlı 8’derslikli idare odaları ve salonu olan betonarme bina yaptırılmıştır

Geçtiğimiz 17 Ağustos 1999 Körfez depremi sonucu B’ blokta hasar meydana gelmesi sonucu İstanbul Valiliği ile İş adamı Turgay Ciner’ in Sahip olduğu Park Holding arasında yapılan protokol gereğince Okulumuzun B’ Blok yıkılarak yeniden yapılmış. A’ Blok restore edilmiş . Laboratuar ve sınıfların tüm donanımları yenilenmiş olarak 2000-2001 Öğretim Yılında isim değişiğiyle Turgay Ciner İlköğretim Okulu olarak eğitim ve öğretimine yeniden açılmıştır.

         19.08.2007 tarihinde okulumuzun adı Feyzullah -Turgay Ciner olarak değiştirilmiştir.

Okulumuz bu gün 24 derslikli, işlik, atölye, fen ve dil laburatuvarlı olarak planlanmasına karşılık ; yoğun öğrenci talebinden dolayı işlik ve atölyeler , geniş idari odaları dersliğe dönüştürülerek 41 derslik 4 laburatuvar, Çok amaçlı solon, rehberlik servisi, kütüphane ve toplantı salonuyla, Okul Müdür İ.Levent KARGILI yönetiminde 5 idareci ,61 öğretmen, 15 ücretli personel ile 1450 öğrenciye tam gün eğitim hizmeti vermektedir.


categoria Kategori: Tarih_eler | commentoYorum (yok) data12/16/2009

UZAY

Uzay Dünya'nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya'nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler, gezegenler ve astroitler bulunmaktadır. Fizikçi Carl Sagan'ın kitabı "KOZMOS" da yazdığı üzerine evrensel atom sabiti 1088 kadar yani 10 üst 88, yani evrende 10'un yanında 88 sıfır tane atom var. Bu şekilde bir hesaplama ve insanoğlunun bildiği her türlü galaksi uzayın büyüklüğünü kanıtlar. Uzay ayrıca evren terimi ile karıştırılır. Bu iki kavram karıştırılmamalıdır. "Uzay" içinde bulunduğumuz sonsuz sanılan boşluktur, "evren" ise canlı, cansız her varlığın uyumu ya da uyumsuz yaşadığı mekandır. Yani birbirlerinden farklı şeylerdir.

Uzay karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. Bu yüzden insan her çağda uzayı merak etmişti. Bu yüzden sürekli uzayı araştırmak için icatlar yapmıştı. Teleskop bu alanda çok önemli bir alettir. Çağlar geçtikçe insanların daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemesi uzay hakkındaki bilgileri artırdı. Böylece merakını gidermeye başlayan insanoğlu bununla yetinmeyip uçarak daha fazla bilgi toplamak istedi. İnsanlığın uçmayı keşfetmesiyle Dünya'yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay 'a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla (bkz.Hubble Uzay Teleskobu) uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti. Ayrıca insanlık uzayı araştırmak için "astronomi" bilimini doğurdu. Artık astrologlar uzayın bilgilerini daha hızlı buluyorlardı.

Bu arada teorik fizik ve astronomi konusunda devrim yapacak görüşler ortaya atan Einstein gibi bilginlerin uzay konusunda ortaya attıkları pek çok kuram, gözlemcilerin uzay üzerine verdikleri bulguların mantıklı bir şekilde açıklanmasını sağladı.

Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi, Dünya'da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalı teleskopun çapı 5 m, yüksekliği 40 metre dir.Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi, hacmi, ışığının şiddeti vb. incelenmektedir. Uygulamalı fiziğin geliştirdiği tayf (spektrum) analizi, uzaydan gelen ışıklardan, cisimlerin hangi elementlerden oluştuğunu göstermektedir.

1932'de K. G. Jansky adındaki bir mühendisin rastlantı sonucu bulduğu uzaydan gelen radyo yayınları, daha sonraki yıllarda radyoteleskopların doğmasına ve uzayın derinliklerinin dinlenmesine, bu radyo yayınlarının kaynaklarının ve nedenlerinin bulunmasına yol açtı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanların geliştirdiği V-1 ve V-2 füzeleri daha sonraki yıllarda uzayın keşfi için yapılacak çalışmalarda büyük bir adım oldu. 1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok füzeleri ile "Sputnik" adındaki ilk yapma uyduyu Dünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB'nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu'nda Ay'ın ABD'li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir.Özellikle de Amerika ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

categoria Kategori: dunya-uzay-gezegenler | commentoYorum (yok) data12/16/2009

GÜNEŞ SİSTEMİ

Güneş Sistemi

 

 
Güneş Sistemi'ndeki gezegenler ve cüce gezegenler (24 Ağustos 2006'dan sonraki durum). Büyüklükler ölçekli olmakla birlikte Güneş'e olan uzaklıklar ölçekli değildir.

Güneş Sistemi; Güneş, onun çekim etkisi altında kalan sekiz gezegen ile onların bilinen 166 uydusu[1], beş cüce gezegen (Ceres, Plüton, Eris, Haumea, Makemake) ile onların bilinen altı uydusu, ve milyarlarca küçük gökcisminden oluşur. Küçük cisimler kategorisine asteroitler, Kuiper kuşağı nesneleri, kuyrukluyıldızlar, göktaşları ve gezegenler arası toz girer.

Güneş Sistemi; Güneş, dört yerbenzeri iç gezegen, küçük, kaya ve metal içerikli asteroitlerden oluşan bir asteroit kuşağı, dört gaz devi dış gezegen, ve Kuiper kuşağı denen buzsu cisimlerden oluşan ikinci bir kuşaktan ibarettir. Kuiper kuşağının ötesinde ise seyrek disk, gündurgun (heliopause) ve en son olarak da varsayımsal Oort bulutu bulunur.

Güneş'ten olan uzaklıklarına göre gezegenler sırasıyla Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, ve Neptün'dür. Bu sekiz gezegenin altısının çevresinde doğal uydular döner. Ayrıca dış gezegenlerin her birinin toz ve diğer parçacıklardan oluşan halkaları vardır. Dünya dışındaki tüm gezegenler adlarını Yunan-Roma mitolojisi tanrılarından alır. Beş cüce gezegen ise; Kuiper kuşağında yer alan Plüton, Haumea ve Makemake; asteroit kuşağındaki en büyük cisim olan Ceres ve seyrek diskte yer alan Eris'tir. Eris bilinen en büyük cüce gezegendir.

Konu başlıkları

Terimler [

Güneş etrafındaki bir yörüngede dolanan cisimler genel olarak üçe ayrılır: Gezegenler, Cüce Gezegenler ve Küçük Güneş Sistemi Cisimleri.

Güneş'in etrafında dolanan, kendine küresel bir biçim verecek kadar kütlesi olan ve yörüngesinin yakın çevresini (doğal uyduları dışında) temizlemiş gökcisimlerine gezegen denir. Bilinen sekiz gezegen vardır: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün.

24 Ağustos 2006'da Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), Plüton'u dışarıda bırakarak "gezegen" teriminin tanımlamasını değiştirdi. Plüton ile birlikte, Eris, Ceres, Haumea ve Makemake yeni 'cüce gezegen' sınıflaması içerisinde tanımlandı.[2] Cüce gezegenler, kütle çekimleri dairesel bir şekle sahip olmalarına yeten fakat yörüngeleri etrafındaki diğer cisimleri temizlemeye yetmeyen gökcisimleridir. Cüce gezegen sınıflamasına aday gösterilen gökcisimleri ise Vesta, Pallas, Hygiea ve Charon'dur. (IAU tarafından Charon'un uydu mu yoksa ikili bir sisteminin parçası mı olduğuna henüz karar verilmemiştir. IAU'da Charon'un cüce gezegen olduğuna dair görüşler daha fazla olduğu için, söz konusu karar netleştiğinde Charon'da cüce gezegen olarak sınıflandırılacaktır.)

Plüton, 1930 yılındaki keşfinden, 2006 yılına kadar geçen sürede Güneş Sistemi'nin dokuzuncu gezegeni olarak kabul edilmiştir. Ancak 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında Plüton'a benzer birçok gökcismi keşfedilmiştir. Bu cisimlerin arasında en çok dikkati çeken Plüton'dan daha büyük olan Eris'tir.

Bunların dışında kalan ve Güneş'in etrafında dolanan gökcisimlerine Küçük Güneş Sistemi Cisimleri denir.[3]

Doğal uydular ya da aylar Güneş'in çevresinde değil de gezegenlerin, cüce gezegenlerin ya da küçük Güneş Sistemi cisimlerinin etrafında dolanan gökcisimleridir.

Bir gezegenin Güneş'ten olan uzaklığı kendi yılı boyunca değişir. Güneş'e en çok yaklaştığı duruma günberi, en uzak olduğu duruma da günöte denir.

Gökbilimciler, Güneş Sistemi içindeki uzaklıkları genellikle astronomi birimi (AB) ile ölçer. Bir AB, Güneş ile Dünya arasındaki yaklaşık uzaklıktır ve kabaca 149.598.000 km.'dir. Plüton Güneş'ten yaklaşık 38 AB uzaktayken Jüpiter kabaca 5,2 AB uzaklıktadır. Yıldızlararası uzaklık birimlerinin en bilineni olan bir ışık yılı kabaca 63.240 AB'dir.

Güneş Sistemi bazen gayri resmi olarak farklı bölgelere ayrılır. İç Güneş Sistemi, dört yerbenzeri gezegenden ve asteroit kuşağından oluşur. Bazıları dış Güneş Sistemi tanımını asteroitlerin ötesindeki her şey olarak yapar.[4] Diğerleri ise dört gaz devini "orta bölge" olarak tanımlayıp dış Güneş Sistemini Neptün ötesi bölge olarak nitelendirir.[5]

Yapısı

Clementine uzay sondasından çekilen ve Ay'ın ardından gelen günışığıyla görünen tutulum çemberi. Soldan sağa: Merkür, Mars, Satürn.

Güneş Sistemi'nin asıl bileşeni elbetteki sistemin bilinen kütlesinin % 99,86'sını oluşturan ve çekim kuvveti ile sistemi bir arada tutan anakolda yeralan G2V tipi bir sarı cüce olan Güneş'tir.[6] Sistemin kalan kütlesinin % 90'ından fazlasını da Güneş'in etrafında dolanan en büyük iki gökcismi olan Jüpiter ve Satürn oluşturur.

Güneş etrafında dolanan büyük gökcisimlerinin çoğu Dünya'nın yörüngesinin tutulum adı verilen düzleminde bulunur. Gezegenler tutuluma çok yakın bulunurken kuyruklu yıldızlar ve Kuiper kuşağı gökcisimleri tutulum çemberi ile büyük açılar yapar.

Güneş Sistemi'nde bulunan gökcisimlerinin ölçekli yörüngeleri. (Sol üstten başlayarak saat yönünde)

Gezegenlerin hepsi ve diğer gökcisimlerinin çoğu, Güneş'in kuzey kutbunun üzerindeki bir noktasından bakıldığında, Güneş'in çevresindeki yörüngede saat yönünün tersinde dolanmaktadırlar. Ancak Halley kuyruklu yıldızı gibi istisnalar bulunur.

Gökcisimleri Güneş'in çevresinde Kepler yasalarına uygun olarak devinirler. Her gökcismi, odak noktalarından birinde Güneş'in bulunduğu yaklaşık bir elips yörünge üzerinde hareket eder. Güneş'e daha yakın olan gökcisimleri daha hızlı hareket eder. Gezegenlerin yörüngeleri hemen hemen daireseldir ama birçok kuyruklu yıldız, asteroit ve Kuiper kuşağı gökcisimleri oldukça dar eliptik yörüngeler izler.

Güneş Sistemi gösterimlerinde çok büyük uzaklıkları tasvir etme zorluğuna karşı, yörüngeler genellikle eşit uzaklıkta gösterilir. Gerçekte, birkaç istisna dışında bir gezegen ya da kuşağın Güneş'e olan uzaklığı arttıkça bir önceki yörünge ile olan uzaklığı da büyür. Örneğin Venüs, Merkür'den 0,33 AB daha dışarıdadır, Satürn ise Jüpiter'den 4,3 AB daha uzaktadır. Neptün de Uranüs'ten 10,5 AB daha uzaktadır. Bu yörünge uzaklıkları arasında bağıntı kurmaya çalışan Titius-Bode yasası gibi bazı girişimler olmuş ama kabul gören bir teori çıkmamıştır.

Oluşumu ve evrimi

Sanatçı gözüyle gezegen öncesi disk

Güneş Sistemi'nin ilk olarak Emanuel Swedenborg[7] tarafından 1734 yılında öne sürülen, daha sonra Immanuel Kant tarafından 1755 yılında genişletilen bulutsu varsayıma uygun olarak oluştuğuna inanılmaktadır. Benzer bir teori Pierre-Simon Laplace tarafından bağımsız olarak 1796'da üretilmiştir.[8] Bu teoriye göre Güneş Sistemi 4,6 milyar yıl önce dev bir moleküler bulutun çökmesi sonucu oluşmuştur. Bu ilk bulutun birkaç ışık yılı genişliğinde olduğu ve birkaç yıldızın doğumuna sebep olduğu sanılmaktadır.[9] Çok eski göktaşlarının incelenmesi sonucunda, ancak çok büyük patlayan yıldızların merkezinde oluşabilecek kimyasal elementlere rastlanması Güneş'in bir yıldız kümesi içinde ve birkaç süpernova patlamasının yakınında oluştuğuna işaret eder. Bu süpernovalardan gelen şok dalgası çevrede bulunan bulutun içinde yüksek yoğunluk bölgeleri oluşturarak iç gaz basıncını yenecek ve içe çöküşe neden olacak kütleçekimsel kuvvetlerin oluşmasına izin vererek Güneş'in oluşmasını tetiklemiş olabilir.[10]

Sonradan Güneş Sistemi olacak olan ve güneş öncesi bulutsu olarak bilinen bölge[11] 7.000 ile 20.000 AB çapında[9][12] ve Güneş'in kütlesinden biraz daha fazla bir kütleye sahipti (0,1 ile 0,001 güneş kütlesi kadar).[13] Bulutsu içe doğru çöktükçe açısal momentumun korunması nedeniyle daha da hızlı dönmeye başladı. Bulutsunun içindeki maddeler yoğunlaştıkça içindeki atomlar artan frekanslarla çarpışmaya başladı. Hemen hemen kütlenin tamamının toplandığı merkezin sıcaklığı, etrafındaki diske göre giderek daha da arttı.[9] Kütleçekimi, gaz basıncı, manyetik alanlar ve dönüş, küçülen bulutsuyu etkiledikçe kabaca 200 AB çapında[9], kendi etrafında dönen gezegen öncesi bir diske dönüştü ve merkezde sıcak ve yoğun bir önyıldız oluştu.[14][15]

Güneş'in evriminin bu dönemine benzeyen, genç, birleşme öncesi güneş kütlesine sahip T Tauri yıldızları üzerine yapılan incelemeler sıklıkla gezegen oluşumu öncesi disklerin bu tür yıldızlarla bir arada bulunduğunu gösterir.[13] Bu diskler birkaç yüz astronomik birim genişliğe ve en sıcak oldukları noktada ancak bin kelvin sıcaklığa ulaşırlar.[16]

Işık yılları genişliğinde, güneşin oluştuğu öncül bulutsuya benzeyen, Orion Bulutsusu'nda gezegen öncesi disklerin Hubble tarafından çekilmiş görseli.

Yaklaşık 100 milyon yıl sonra içeri çöken bulutsunun merkezinde bulunan hidrojenin yoğunluğu ve basıncı önyıldızın nükleer füzyona başlamasına yetecek miktara gelmişti. Termal enerjinin kütleçekimsel daralmaya karşı durabildiği hidrostatik dengeye ulaşana kadar bu artış devam etti. İşte bu noktada güneş artık tam bir yıldız olmuştu.[17]

Geride kalan gaz ve tozdan ibaret güneş bulutsusundan çeşitli gezegenler oluşmuştur. Bu oluşumun kaynaşma süreciyle olduğuna inanılmaktadır. Kaynaşma; gezegenlerin merkezde yeralan önyıldız çevresinde dönen toz taneleri olarak başlamaları, yavaş yavaş bir ile on metre çapında topaklar hâline gelmeleri, daha sonra çarpışarak 5 km çapında gezegenciklere dönüşmeleri, ve sonraki birkaç milyon yıl boyunca çarpışmalara devam ederek her yıl kabaca 15 cm kadar büyümeleri sürecidir.[18]

İç Güneş Sistemi, su ve metan gibi uçucu moleküllerin yoğunlaşmasına izin vermeyecek kadar çok sıcaktı, dolayısıyla oluşan gezegencikler gezegen öncesi diskin yalnızca 0,6% kütlesinden[9] ibaretti ve genel olarak silikatlar ve metaller gibi yüksek erime noktasına sahip olan kimyasal bileşiklerden oluşmuşlardı. Bu kayasal gökcisimleri sonunda yerbenzeri gezegenler oldu. Daha ötelerde Jüpiter'in kütleçekimsel etkisi gezegen öncesi gökcisimlerinin biraraya gelmesini engelledi ve geride asteroit kuşağı kaldı.[19]

Daha da ötede, donma hattının gerisinde, daha uçucu olan buzlu bileşiklerin katı kalabileceği yerde, Jüpiter ve Satürn gaz devi hâline geldi. Uranüs ve Neptün daha az madde yakalayabildi ve çekirdeklerinin hidrojen bileşiklerinden oluşan buzdan meydana geldiğine inanıldığı için buz devi olarak bilinirler.[20][21]

Sanatçı gözüyle Güneş'in gelecekteki evrimi. Solda anakol, ortada kızıl dev, sağda beyaz cüce.

Genç Güneş enerji üretmeye başladıktan sonra güneş rüzgârı gezegen öncesi diskte bulunan gaz ve tozu yıldızlararası uzaya doğru gönderdi ve böylece gezegenlerin oluşumunu durdurdu. T Tauri yıldızları daha kararlı ve eski yıldızlara nazaran daha güçlü yıldız rüzgârlarına sahiptir.[22][23]

Gökbilimciler Güneş Sisteminin güneş anakoldan uzaklaşmaya başlayıncaya kadar bugünkü hâliyle kalacağını tahmin etmektedir. Güneş hidrojen yakıtını yaktıkça geride kalan yakıtı yakabilmek için giderek ısınır, dolayısıyla da daha hızlı yakmaya devam eder. Sonuç olarak kabaca her 1,1 milyar yılda bir yüzde on oranında parlaklığı artmaktadır.[24]

Tahminlere göre bugünden yaklaşık 6,4 milyar yıl sonra Güneş'in çekirdeği o kadar sıcak olacak ki daha az yoğun olan üst katmanlarda da hidrojen kaynaşması oluşmaya başlayacak. Bunun sonunda Güneş şu anki çapının kabaca 100 katı kadar genişleyecek ve bir Kırmızı dev olacaktır.[25] Sonra da oldukça artmış olan yüzey alanı nedeniyle soğumaya başlayacak ve parlaklığını yitirecektir.

En sonunda Güneş'in dış katmanları ayrılacak ve geride olağanüstü derecede yoğun bir gökcismi olan beyaz cüce kalacaktır. Bu beyaz cüce Güneş'in ilk kütlesinin yarısına sahip olacak ancak büyüklüğü dünya kadar olacaktır.[26]

Güneş

Ana madde: Güneş
Dünya'dan görünüşüyle Güneş.

Güneş, Güneş Sistemi'nin ana yıldızı ve en önemli öğesidir. Büyük kütlesi nükleer kaynaşmayı sürdürmek için yeterince yüksek bir iç yoğunluk sağlar. Nükleer kaynaşma çok büyük miktarlarda enerji açığa çıkarır ve bu enerjinin çoğu görünür ışık gibi elektromanyetik ışımalarla dış uzaya yayılır.

Güneş bir sarı cüce olarak sınıflandırılır ancak galaksimizde bulunan diğer yıldızlarla kıyaslandığında bu isim yanıltıcı olabilir çünkü Güneş ortalama büyüklük ve parlaklıkta bir yıldızdır. Yıldızlar, parlaklıkları ve yüzey sıcaklıklarına göre yerleştirildikleri Hertzsprung-Russell diyagramı ile sınıflandırılır. Genel olarak daha sıcak olan yıldızlar daha parlaktır. Bu modele uyan yıldızlar anakolu oluşturur ve Güneş anakolun tam ortasında yer alır. Ancak Güneş'ten daha parlak ve sıcak yıldızlara az rastlanırken, daha az parlak ve soğuk yıldızlara sıkça rastlanır.[27]

Hertzsprung-Russell diyagramı; anakol sağ alttan sol üste kadar uzanır.

Güneş'in anakoldaki konumunun bir yıldızın yaşamının en güzel dönemi olduğuna inanılmaktadır. Henüz nükleer kaynaşma için kullandığı yakıt olan hidrojen kaynaklarını tüketmemiştir. Güneş gittikçe daha parlaklaşmaktadır, yaşamının başlarında şu ankinden 75% daha az parlaktı.[28]

Güneş'in içinde bulunan hidrojen ve helyum oranlarının hesaplanması sonucunda yaşam süresinin yarısında olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonunda anakoldan uzaklaşacak ve daha büyük, daha parlak ama daha soğuk olacak, kızıllaşarak yaklaşık beş milyar yıl içinde de kırmızı dev hâline gelecektir.[29] Bu noktada parlaklığı şu anki değerinin birkaç bin katı olacaktır.

Güneş Öbek I yıldızıdır; yani evrenin gelişiminin son dönemlerinde doğmuştur. Daha yaşlı olan Öbek II yıldızlardan daha fazla miktarda, hidrojen ve helyumdan ağır elementler (gökbilimsel anlamda "metaller") barındırır.[30] Hidrojen ve helyumdan daha ağır olan elementler eski ve patlayan yıldızların çekirdeklerinde oluşmuştur. Yani evrende bu elementlerin bulunabilmesi için ilk kuşak yıldızların ölmesi gerekmiştir. En eski yıldızlarda çok az miktarda metal varken, daha sonra doğan yıldızlarda daha fazla metal vardır. Bu yüksek metallik oranının Güneş'in gezegen sistemi oluşturmasında çok önemli olduğuna inanılmaktadır çünkü gezegenler bu metallerin kaynaşmasından oluşmuştur.[31]

Gezegenlerarası ortam

Günküresel akım katmanı

Güneş, ışığın yanı sıra plazma denen yüklü parçacıklardan oluşan güneş rüzgârını da ışıma yoluyla uzaya yayar. Bu parçacık akımı dışarı doğru saatte yaklaşık 1,5 milyon kilometre hızla yol alır[32] ve günküre denen, Güneş Sistemi'nin içine yaklaşık 100 AB kadar giren seyrek bir atmosfer oluşturur. Buna aynı zamanda gezegenlerarası ortam adı da verilir. Güneş'in 11 yıllık güneş çevrimi, sıklıkla oluşan güneş parlamaları ve koronal kütle atımı günküreyi karıştırarak uzayda bir hava durumu oluşturur.[33] Güneş'in dönen manyetik alanı gezegenlerarası ortamı etkileyerek Güneş Sistemi'nde en büyük yapı olan günküresel akım katmanını oluşturur.[34]

Dünya yörüngesinden gözüken güney kutup ışıkları.

Dünya'nın manyetik alanı atmosferini, güneş rüzgârı ile etkileşime girmekten korur. Venüs ve Mars'ın manyetik alanı yoktur dolayısıyla da güneş rüzgârı bu gezegenlerin atmosferinin yavaş yavaş uzaya doğru kaçmasına neden olur.[35] Güneş rüzgârının Dünya'nın manyetik alanıyla etkileşime geçmesi sonucunda manyetik kutuplar yakınlarında gözlemlenen kutup ışıkları oluşur.

Kozmik ışınlar Güneş Sistemi dışı kaynaklıdır. Günküre Güneş Sistemini kısmen korur, ayrıca gezegenlerin manyetik alanları (eğer varsa) da koruma sağlar. Yıldızlararası ortamda bulunan kozmik ışınların yoğunluğu ve Güneş'in manyetik alanının kuvveti çok uzun zaman dilimleri içinde değişiklik gösterir. Dolayısıyla da Güneş Sistemi içinde kozmik ışıma düzeyi değişiklik gösterir ama bunun ne kadar olduğu bilinmemektedir.[36]

Gezegenlerarası ortamda en az iki disk tipi kozmik toz bölgesi bulunur. Birincisi iç Güneş Sistemi'nde yer alan ve zodyak ışıklarına neden olan zodyak toz bulutudur. Büyük bir olasılıkla, gezegenler arasındaki etkileşim nedeniyle asteroit kuşağında meydana gelen çarpışmalar sonucunda oluşmuştur.[37] İkincisi 10 AB ile 40 AB arasında uzanır ve büyük bir olasılıkla Kuiper kuşağında meydana gelen benzer çarpışmalar sonucunda oluşmuştur.[38][39] güneş sistemi çok iyidir

İç Güneş Sistemi [

İç Güneş Sistemi, yerbenzeri gezegenlerin ve asteroit kuşağının bulunduğu bölgeye verilen addır. Asıl olarak silikatlar ve metallerden oluşan bu bölgedeki gökcisimleri Güneş'e oldukça yakındır. Bu bölgenin yarıçapı, Jüpiter ile Satürn arasındaki uzaklıktan küçüktür. Eskiden bu bölgeye iç uzay, asteroit kuşağının ötesindeki bölgeye de dış uzay denmekteydi.

İç gezegenler [değiştir]

İç gezegenler. Soldan sağa: Merkür, Venüs, Dünya, ve Mars (boyutlar ölçeklidir.)

Dört iç gezegen yoğun, kayaç bir yapıya sahiptir. Doğal uyduları ya çok azdır, ya da hiç yoktur. Gezegen halkaları bulunmaz. Yüksek ergime noktasına sahip olan minerallerden oluşmuştur. Silikatlar katı taşküreyi ve yarı akışkan mantoyu oluşturur. Demir ve nikel gibi metaller ise gezegenlerin çekirdeğini oluşturur. İç gezegenlerden üçünün (Venüs, Dünya ve Mars) önemli birer atmosferi vardır. Hepsinde göktaşlarının oluşturduğu kraterler ve yanardağlar ile yarık vadiler gibi tektonik yüzey şekilleri bulunur.

Merkür
Merkür (0,4 AB) Güneş'e en yakın ve en küçük (0,055 Dünya kütlesi) gezegendir. Doğal uydusu yoktur ve göktaşı kraterlerinden başka bilinen tek jeolojik özelliği; büyük bir olasılıkla oluşumunun başlarında geçirdiği büzülme döneminde oluşmuş olan "kırışıklık sırtları"dır.[40] Merkür'ün önemsenmeyecek kadar az olan atmosferi güneş rüzgârı nedeniyle yüzeyinden kopan atomlardan oluşur.[41] Görece büyük demir çekirdeği ve ince mantosu henüz tam olarak açıklanamamıştır. Varsayımlar arasında, büyük bir çarpışma nedeniyle dış katmanlarından kurtulduğu ve genç Güneş'in enerjisi yüzünden tam olarak kaynaşma yoluyla büyüyemediği vardır.[42][43]
Venüs
Venüs (0,7 AB) boyut olarak Dünya'ya yakındır (0,815 Dünya kütlesi) ve Dünya'ya benzer şekilde demir çekirdeğin çevresinde kalın silikat bir mantosu, önemli ölçüde bir atmosferi vardır, ayrıca iç jeolojik etkinliğin varlığına dair kanıtlar mevcuttur. Ancak Dünya'dan çok daha kurudur ve atmosferi doksan kat daha yoğundur. Venüs'ün doğal uydusu yoktur. Yüzey sıcaklığı 400 °C'nin üzerindedir, muhtemelen atmosferdeki sera gazları miktarının sebep olduğu bu durum Venüs'ü en sıcak gezegen yapar.[44] Günümüzde jeolojik etkinlik olduğuna dair kesin kanıtlar bulunmamakla birlikte, Venüs'ün önemli ölçüde bir atmosferi oluşturacak manyetik alanı olmamasından dolayı, varolan atmosferin ancak volkanik patlamalarla yenilendiği sanılmaktadır.

categoria Kategori: dunya-uzay-gezegenler | commentoYorum (yok) data12/16/2009

MARS

''MARS'' GÜNEŞ SİTSTEMİMİZDEKİ 9 GEZEGENDEN BİRİSİDİR.DİĞER ADI MERİH'TİR.GÜNEŞTEN UZAKLIĞI YAKLAŞIK 227 MİLYON KİLOMETREDİR.

 

MARS,DÜNYAMIZIN YARI BÜYÜKLÜĞÜNDE OLMASINA KARŞIN,BENZER ÖZELLİKLERİ ÇOKTUR.ÖRNEĞİN BİR MARS GÜNÜ 24 SAAT 37 DAKİKA SÜRER.

 

MARS,BİR BULUT TABAKASIYLA ÇEVRİLİ OLMADIĞINDAN YÜZEYİ AÇIK BİR BİÇİMDE İZLENEBİLİR.GEZEGENİN GENELİNDE KIRMIZIMSI BİR RENK EGEMENDİR.

 

ÖYKÜLERDE ANLATILDIĞININ AKSİNE, MARS'TA YAŞAM OLDUĞU BUGÜNE KADAR KANITLANAMAMIŞTIR.ÇÜNKÜ ÇEVRESİNDEKİ ATMOSFER TABAKASI ÇOK İNCE VE YÜZEYÜNDEKİ BASINÇ DA ÇOK FAZLADIR.

categoria Kategori: dunya-uzay-gezegenler | commentoYorum (yok) data12/16/2009

DİNOZORLAR


BUNDAN YAKLAŞIK 220 MİLYON YIL ÖNCE ORTAYA ÇIKAN VE 160 MİLYON YIL KADAR YAŞAYAN SÜRÜNGENLER TAKIMINA ''DİNOZOR'' ADI VERİLMİŞTİR.TABİ DİNOZORLAR SADECE DÜNYAMIZDA YAŞARMIŞ.30 METRE ARASINDA DEĞİŞİYORDU.BİÇİMLERİ BİRBİRİNDEN ÇOK FARKLI OLAN BU DEV HAYVANLARIN

ÖNCELERİ HEM KARA HEM DENİZ HAYVANI OLDUĞU SAVUNULURKEN,YAPILAN ARAŞTIRMALAR SONUCU KARA HAYVANI OLDUKLARI GÖRÜŞÜ AĞIRLIK KAZANMIŞTIR.BUNLARIN BAZILARI OT İLE (OTOBUR) , BAZILARI İSE ET İLE (ETOBUR) BESLENİRLERDİ.DÜNYADA 160 MİLYON YIL HÜKÜM SÜRDÜKTEN SONRA DİNOZORLARIN NESİLLERİ TÜKENMİŞTİR.BUNA,İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ VE BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN AZALMASI SONUCU BESLENME YETERSİZLİĞİ SEBEP OLMUŞTUR.

 

DİNOZORLAR HAKKINDA BİLGİ :

 

PTEROZOR: PTEROZOR UÇAN BİR SÜRÜNGENDİ,AMA DİNOZOR DEĞİLDİ.ÇÜNKÜ DİNOZORLAR UÇAMAZDI...

 

TYRANNOSAURUS REX (T-REX) : TYRANNOSAURUS REX ( T-REX) ,YERYÜZÜNDE YAŞAMIŞ EN BÜYÜK ETOBUR DİNOZORDU.

 

DİCRAEOSAURUS : DİCRAEOSAURUS (ÇATALLI KERTENKELE) , 6 METRE BOYUNDA VE 20 METRE UZUNLUĞUNDA OTOBUR BİR DİNOZORDU.

 

SON DAKİKA!!!

 

SÜRÜNGENLER ÇAĞININ EN BÜYÜK DİNOZORU DİPLODOCUS BATAKLIKLARDA YAŞARDI.

 

categoria Kategori: tarih-oncesi | commentoYorum (1) data12/15/2009

AYA'A İLK ADIM

21 TEMMUZ 1969 GÜNÜ BİRLEŞİK AMERİKALI ASTRONOT

 

NEİL ARMSTRONG:

'' BİR İNSAN İÇİN KÜÇÜK , ANCAK  İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR ADIM''

 DİYEREK,AY MODÜLÜ APOLLO 2 'DEN AŞAĞI İNDİ VE AY TOPRAĞINA BASAN İLK İNSAN OLDU.BİR EFSANE NİTELİĞİ TAŞIYAN BU AY YOLCULUĞUNDA  NEİL'E , ALBAY EDWİN  ALDRİN  İLE ALBAY MİCHAEL COLLİNS EŞLİK ETTİ.328.000 ( ÜÇ YÜZ YİRMİ SEKİZ BİN) KİLOMETRELİK BİR YOLCULUK SONUNDA AY'A VARAN ASTRONOTLAR , BURADA 22(YİRMİ İKİ) SAAT KALARAK TAŞ,TOPRAK ÖRNEKLERİ TOPLAYARAK DENEYLER YAPTILAR ,16 TEMMUZ'DA AMERİKANIN CAPE KENNEDY HAVA ÜSSÜNDEN BAŞLAYAN YOLCULUK,24 TEMMUZ'DA PASİFİK OKYANUSU'NDA SONA ERDİ.

categoria Kategori: dunya-uzay-gezegenler | commentoYorum (yok) data12/15/2009

GALATASARAY-İBB SPOR

Turkcell Süper Lig'in 15. hafta kapanış maçında Galatasaray, İstanbul Büyükşehir Belediyespor'u 1-1 berabere kalarak 90+4'te yediği golle Galatasaray lider olma şansını yine tepti.

 

 

Turkcell Süper Lig'de son iki haftadır kazanamayan Galatasaray, İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile karşılaştı. Galatasaray, 90+4'te yediği gol ile liderliği de yakalayamamış oldu. Galatasaray adına golü atan futbolcu Harry Kewell oldu... İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un golünü ise 90+4'te Hasan Ali kaydetti...

 


categoria Kategori: Futbol | commentoYorum (yok) data12/13/2009

GOOGLE'DAN BJK'LILARA YENİ SÜRÜM!

GOOGLE ,BJK'LILARA YENİ SÜRÜMÜNDE AMBLEMİNİ BJK'IN AMBLEMİ OLARAK DEĞİŞTİRDİ.EĞER BİR BJK'LI İSENİZ www.gobjk.com ADRESİNE GİREREK İNTERNET ANA TEMANIZ YAPIN VE GÜNE  BEŞİKTAŞ İLE BAŞLAYIN...

BÜYÜK KEDİ ŞAKASI! :))))

BÜYÜK KEDİLERİN ŞAKASI....

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/13/2009

MAYMUN VE TÜRLERİ

MAYMUNLAR,YAŞAYAN TÜRLER ARASINDA İNSANA EN ÇOK BENZEYEN TÜRDÜR.ŞEMPANZELER VAHŞİ DOĞADA EN FAZLA 40 YIL KADAR YAŞARLAR.UNA KARŞIN KAFESLERDE 60 YIL YAŞAYAN ŞEMPANZELER OLMUŞTUR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

HİNDİSTAN FİLLERİ

HİNDİSTAN FİLLERİ YOĞUN BİR ÇALIŞMA GÜNÜNDEN SONRA SERİNLEMEK İÇİN SUYA GİRERLER.GENELLİKLE KERESTE ÇEKMEK GİBİ AĞIR İŞLERİ YAPMAK ÜZERE EĞİTİLİYORLAR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

BOZ AYI

DÜNYANIN EN BÜYÜK BOZ AYILARI ALASKA'NIN KODİAK ADASINDA YAŞARLAR.BOYLARI 10 FEET KADARDIR.AMERİKA'DAKİ BÜTÜN MİLLİ PARKLAR AYILARI KORUMAK İÇİN KURALLAR VE SINIRLAMALAR GETİRMİŞLERDİR.BU KURALLARI İŞE YARIYOR VE AYILARIN NESİLLERİNİN TUKENME RİSKİ AZALIYOR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

KUTUP AYISI

KUTUP AYILARI DÜNYANIN EN BÜYÜK ETOBURUDOR.FOK BALIKLARI AVLARKEN BUZ TABAKALARI ARASINDA YÜZER.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

SU BUFALOSU


ASYA'DA NADİR RASTLANAN SU BUFALOLARI YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDADIR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

ÇİTA

GEZEGENİMİZDEKİ EN HIZLI HAYVAN ÇİTADIR.ÜÇ SANİYEDE SAATTE SIFIR KİLOMETREDEN ALTMIŞ KİLOMETRE HIZA ULAŞABİLİRLER.BİRÇOK SÜPER ARABADAN DAHA HIZLI!

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

ASLAN

EN SOSYAL VAHŞİ KEDİ ASLANDIR.AİLE GRUPLARI HALİNDE YAŞARLAR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

LEOPAR

LEOPARLAR,JAGUARLAR VE PANTERLER İYİ KAMUFLE OLURLAR,HIZLI TIRMANIRLAR.BU ÖZELLİKLERİYLE ORMANLARIN 1 NUMARALI AVCILARIDIR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

SİBİRYA KAPLANI

DÜNYANIN EN BÜYÜK KEDİSİ SİBİRYA KAPLANIDIR.AMA VAHŞİ DOĞADAKİ SAYILARI 200'DEN DAHA AZDIR.

categoria Kategori: vahsi-doga | commentoYorum (yok) data12/12/2009

WİNDOWS 7 ÖZELLİKLERİ


Biz geliştirdik. Sizden esinlendik.

Birkaç yıl önce kişisel bilgisayar sahiplerine Windows 7 işletim sisteminden ne beklediklerini sorduk. Peki sonuç?

Windows 7 günlük görevleri basitleştirir

 

Ev Grubu

Bir ev ağındaki dosyaları ve yazıcıları paylaşmayı zahmetsiz hale getirir.

 
 

Sıçrama Listeleri

Sevdiğiniz resimler, şarkılar, web siteleri ve belgelere hızlı erişim.

 
 

Snap

Masaüstünüzdeki pencereleri yeniden boyutlandırmanın ve karşılaştırmanın hızlı (ve eğlenceli!) yeni yöntemi.

Windows Live Temel Parçalar

7 harika program, 1 ücretsiz karşıdan yükleme. Mail, Movie Maker, Fotoğraf Galerisi ve daha fazlası.

Windows Arama

Bilgisayarınızda neredeyse her şeyi, anında bulun.

 

Windows Görev Çubuğu

Daha iyi küçük resim önizlemeleri, daha kolay görünen simgeler ve kişiselleştirme için daha çok yöntem.

Windows 7 istediğiniz gibi çalışır

Tam 64 bit desteği

Windows 7, yeni masaüstü standardı olan 64 bit kişisel bilgisayarlardan en iyi şekilde faydalanır.

Daha kişisel

Eğlenceli yeni temalar, slayt gösterileri ve kullanışlı araçlarla masaüstünüzü yeniden süsleyin.

Performans geliştirmeleri

Daha hızlı uyku moduna geçip devam edecek, daha az bellek kullanacak ve USB aygıtları daha hızlı tespit edecek biçimde tasarlandı.

Windows 7 yeni olanaklar sağlar

Burada Yürüt

Medyanızı evinizdeki diğer bilgisayarlarda, müzik setlerinde veya televizyonlarda yürütün.

Uzak Medya Akışı

Ev bilgisayarınızdaki müzik ve videonun keyfini çıkarın; evde olmadığınızda bile.

Windows Dokunma

Windows 7'yi bir dokunmatik ekranla birlikte kullanın, böylece her zaman bir klavye veya fareye ihtiyacınız olmasın.

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

NOT! BU YAZI windows.microsoft.com ADRESİNDEN ALINMIŞTIR...

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

categoria Kategori: windows | commentoYorum (yok) data12/12/2009

WİNDOWN XP,VİSTA,7 KARŞILAŞTIRMASI

 



Günlük görevleri basitleştirir

Windows XP

Windows XP
 

Windows Vista

Windows Vista

Windows 7

Windows 7
( Onay işareti ve artı=geliştirilmiş)

Özellik
 

Birden çok görevi daha kolay gerçekleştirin.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

Ücretsiz fotoğraf, e-posta ve IM programlarıyla sohbet edin ve paylaşın.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

 

Web'de daha kolay ve daha güvenli gezinin.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

 

Dosya ve programları anında bulun.

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

En sık kullandığınız programları ve dosyaları bir veya iki tıklatmada açın.

Onay işareti

 

Kullanılabilir herhangi bir kablosuz ağa yalnızca üç tıklatmayla bağlanın.

Onay işareti

 

Bir sürü açık pencerede daha hızlı gezinin.

Onay işareti

 

Ev ağınızda kolayca dosya, fotoğraf ve müzik paylaşın.

Onay işareti

 

Evdeki herhangi bir kişisel bilgisayardan tek bir yazıcıya yazdırma.

Onay işareti

 

Yazıcıları, kameraları ve diğer aygıtları daha iyi yönetin.

Onay işareti

 

Bir sürü dosyayı, belgeyi ve fotoğrafı daha kolay düzenleyin.

Onay işareti

 


İstediğiniz şekilde çalışır

Masaüstünüzü temalar ve fotoğraflarla kişiselleştirin.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

Şirket ağlarına güvenli bir biçimde bağlanın.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

 

64 bit kişisel bilgisayarlarla tamamen uyumlu.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

 

Windows XP verimlilik programlarını çalıştırın.

Onay işareti

Onay işareti

 

Casus yazılımlara ve diğer kötü amaçlı yazılımlara karşı yerleşik savunma.

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

Verilerinizi özel ve güvende tutmanıza yardımcı olun.

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

Çocuklarınızın kişisel bilgisayar kullanımlarını yönetin ve izleyin.

Onay işareti

Onay işareti

 

Daha hızlı uyku moduna geçip devam edecek şekilde tasarlandı.

Onay işareti

 

Daha uzun pil ömrü için geliştirilmiş güç yönetimi.

Onay işareti

 


Yeni olanaklar sağlar

Kişisel bilgisayarınızda TV izleyin ve kaydedin.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti ve artı

 

Dakikalar içinde filmler ve slayt gösterileri oluşturun ve paylaşın.

Onay işareti

Onay işareti

 

Evinizin her tarafında müzik, fotoğraf ve video akışı yapın.

Onay işareti

 

Uzaktayken ev bilgisayarınızın medya kitaplığına bağlanın.

Onay işareti

 

En gerçekçi oyun grafiklerini ve canlı multimedyayı alın.

Onay işareti

 

Üzerine gelip tıklatmak yerine dokunun.

Onay işareti

 



categoria Kategori: windows | commentoYorum (yok) data12/12/2009

WİNDOWNS 7 TÜRLERİ KARŞILAŞTIRMASI







Windows 7 Home Basic

Home Basic      

Windows 7 Home Premium

Home Premium

Windows 7 Professional

Professional      

Windows 7 Ultimate

Ultimate         

Özellikler

Gelişmiş masaüstü gezintisi ile her gün gerçekleştirdiğiniz işlemleri daha kolay yapın.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Programları daha hızlı ve daha kolay başlatın; en sık kullandığınız belgeleri hızla bulun.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Internet Explorer 8 ile web deneyiminizin her zamankinden daha hızlı, daha kolay ve daha güvenli olmasını sağlayın.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Internet TV ile en beğendiğiniz TV programlarının birçoğunu ücretsiz olarak ve nerede isterseniz izleyin.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Ev Grubu ile kolaylıkla bir ev ağı oluşturarak kişisel bilgisayarlarınızı bir yazıcıya bağlayın.

Onay işareti

Onay işareti

Onay işareti

Windows XP Modunda pek çok Windows XP verimlilik programını çalıştırın.

Onay işareti

Onay işareti

Etki Alanı Bağlantısı ile şirket ağlarına daha kolay ve daha güvenli şekilde bağlanın.

Onay işareti

Onay işareti

Tüm sürümlerde bulunan tam sistem Yedekleme ve Geri Yükleme özelliğine ek olarak, bir ev veya iş ağına yedekleme yapabilirsiniz.

Onay işareti

Onay işareti

BitLocker ile kişisel bilgisayarınızdaki ve taşınabilir depolama aygıtlarınızdaki verilerin kayıp veya çalıntıya karşı korunmasına yardımcı olun.

Onay işareti

İstediğiniz dilde çalışın ve 35 dil arasında geçiş yapın.

Onay işareti


categoria Kategori: windows | commentoYorum (yok) data12/12/2009
BU SİTENİN SAHİBİ TÜRKİYELİ MERT BİLGİN.
UYARI! BU YAZILARI BEN YAZIYOUM....ŞİKAYETLERİNİZİ mertbilgin.blogu@hotmail.com'a bildiriniz...BU SADECE BİR BLOGDUR... www.bilkanet.com www.gittigidiyor.com www.sahibinden.com www.alpkaanblog.blogcu.com www.zekiler99990.blogcu.com